10.12.2019 Tarihte Bugün- 10 Aralık

Emrah Burulday

Administrator
Yönetici
3 Ağu 2019
283
47
28

10.12.2019 Tarihte Bugün- 10 Aralık;


1774Kazak isyanı önderi Pugaçev idam edildi.
1817Mississippi, A.B.D. nin 20. eyaleti olarak birliğe katıldı.
1898İspanyol-Amerikan savaşı sonrası Küba İspanya’dan bağımsızlığını kazandı.
1863Londra metrosu açıldı.
1901İlk Nobel ödülleri verildi.
1902Mısır'da Nil nehri üzerinde inşa edilen Aswan Barajı hizmete girdi.
1906Theodore Roosevelt, Rus-Japon Savaşının sona ermesinde oynadığı arabuluculuk rolünden dolayı, Nobel Barış Ödülü'nü alan ilk Amerikalı oldu.
1923İrlandalı şair William Butler Yeats Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1927Fransız filozof Henri Bergson Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1929Alman yazar Thomas Mann Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1941Malaya açıklarında Prince of Wales ve Repulse olmak üzere Kraliyet Donanmasına ait iki zırhlı Japon İmparatorluk Deniz Kuvvetleri'ne bağlı torpido bombardıman uçakları tarafından batırıldı.
1948Birleşmiş Milletler Meclisi, İnsan Hakları Bildirgesini kabul etti. Türkiye İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne kabul oyu verdi.
1956Macaristan'da çatışmalar başladı, sıkıyönetim ilan edildi.
1964Martin Luther King Nobel barış Ödülü'nü aldı.
1970Rus yazar Aleksandr Soljenitsin Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1971Aralarında Türkiye İşçi Partisi Genel Sekreteri Tarık Ziya Ekinci'nin de bulunduğu 26 sanıklı Devrimci Doğu Kültür Ocakları davasına Diyarbakır'da başlandı.
1975Rus bilim insanı Andrey Saharov Nobel Barış Ödülü’nü aldı.
1977Uluslararası Af Örgütü Nobel Barış Ödülü’nü aldı.
1977İstanbul Toptaşı Cezaevi'nden 9 siyasi tutuklu kaçtı.
1978Enver Sedat ve Menahem Begin Nobel Barış Ödülü’nü aldı.
1979Rahibe Teresa Nobel Barış Ödülü’nü aldı.
1979Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Gürer Aykal görevinden alınmıştı. 10 Aralık günü bu göreve İsmet Kurt'un atanması üzerine Devlet Opera ve Balesi çalışanları Carmina Burana'nın sahnelenmesine katılmama kararı aldı. Kurt iki gün sonra istifa etti.
1982Günaydın gazetesi yayın hayatına başladı.
1983Arjantin'de askeri rejim sona erdi; Arjantin'in 8 yıldan sonra ilk sivil başkanı Raul Alfonsin oldu.
1983Polonyalı Dayanışma Sendikası lideri Lech Walesa Nobel Barış Ödülü’nü aldı.
1984Güney Afrika'lı Piskopos Desmond Tutu Nobel Barış Ödülü’nü aldı.
1987İnsan Hakları Derneği "Genel Af ve Ölüm Cezalarının Kaldırılması" talepli 130 bin imzalı dilekçeyi Meclis Genel Sekreterliği'ne sundu.
1987Sedat Simavi Basın Ödülü Uğur Mumcu'ya verildi.
1988Türkiye'de ilk karaciğer nakli ameliyatı yapıldı. Ameliyatı, Ankara Hacettepe Üniversitesi’nden Prof.Dr. Mehmet Haberal gerçekleştirdi.
1988Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in veto ettiği öğrenci affı yasası Meclis'te tekrar kabul edildi. Yasa, üniversitelerde baş örtüsüne izin veriyordu.
1988Mısırlı Necip Mahfuz Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1989Aliağa'da çevre şenliği yapıldı.
1993Güvenlik kuvvetleri Özgür Gündem gazetesinin İstanbul Kadırga’daki merkezini bastı ve tüm çalışanları gözaltına aldı.
1994Yaser Arafat, Şimon Perez ve Yitzhak Rabin Nobel Barış Ödülü’nü aldılar.
1994TBMMTV ( Meclis Tv) kuruldu.
2002Stanford Üniversitesi insan embriyosu klonlayacağını açıkladı.
2002Eski Amerikan Başkanı Jimmy Carter, 1970 lerde Orta Doğu'da sürdürdüğü diplomatik arabuluculuklarından dolayı Nobel Barış Ödülü’nü aldı.
2002Kuzey Kore`den gelen Scud füzeleri taşıyan bir gemi Umman denizinde İspanyol donanması tarafından durduruldu.
2002Bangladeş gözaltına aldığı iki Avrupalı gazeteciyi serbest bıraktı.
2003İranlı Shirin Ebadi, Nobel Barış Ödülü’nü alan ilk müslüman kadın oldu.
200510 Aralık Hareketi ilk toplantısını İstanbul Dedeman Oteli'nde gerçekleştirdi.
Bugün Doğanlar (10 Aralık);



1804Carl Gustav Jacob Jacobi, Alman matematikçi (ö. 1851)
1821Nikolay Nekrasov, Rus şair ve gazeteci (ö. 1878)
1822César Franck, Fransız besteci (ö. 1890)
1830Emily Dickinson, ABD'li şair (ö. 1886)
1851Melvil Dewey, ABD'li kütüphaneci (ö. 1931)
1870Pierre-Felix Louis, Şair
1870Adolf Loos, Avusturyalı mimar
1891Nelly Sachs, Alman yazar ve şair (ö. 1970)
1923Jorge Semprun, İspanyol yazar
1938Faruk el Şara, Suriyeli diplomat ve siyasetçi
1948Dušan Bajević, Bosnalı futbolcu, teknik direktör
1960Kenneth Branagh, İngiliz yönetmen
1973Brian Molko, Placebo'nun solisti
1978Anna Jesień, Polonyalı atlet
1980Sarah Chang, ABD'li keman virtüözü
1985Raven-Symoné, Amerikalı aktris, pop şarkıcısı
Bugün Ölenler (10 Aralık);


1198İbn Rüşt, Endülüslü-Arap felsefeci ve hekim (d. 1126)
1603William Gilbert, İngiliz hekim ve fizikçi (d. 1544)
1896Alfred Nobel, İsveçli kimyager ve mühendis (d. 1833)
1936Luigi Pirandello, İtalyan yazar (d. 1867)
1994Sâdi Yâver Ataman, Türk müzikolog (d. 1906)
1999Franjo Tuđman, Hırvatistan'ın ilk devlet başkanı (d. 1922)
2004Eren Uluergüven, Türk tiyatro sanatçısı, reji asistanı (d. 1983)
2005Richard Pryor, ABD'li komedyen, artist (d. 1940)
2006Augusto Pinochet, Şili diktatörü (d. 1915)
2007Erhan Bener, Türk yazar (d. 1929)


pugaçev.jpg


---- Tarihi bir olay Eğerki Osmanlı O dönemde Bu ayaklanmadan yararlansa idi Şu an Farklı bir tarihe Ve Coğrafyaya Sahip olabilirdik. Ve Bölgede Türkler ile Daha farklı ve net bağlar kurabilirdik... Emrah Burulday---

Dar anlamıyla Pugaçev Ayaklanması, 1713-75 yılları arasında yaşanmış ve bütün Rus tarihinin 1917 Devrimi öncesindeki en büyük halk hareketine işaret etmek için kullanılsa da, aslında 1762’den başlamış ve Pugaçev’in idamına kadar sürmüş, iç savaş benzeri bir huzursuzluğun en yaygınlaştığı an ve doruk noktasıdır.

1762 yılında Rusya tahtında olan Çar III. Petro, 186 gün sürecek olan hükümdarlığı sırasında yaptığı reformlarla soyluları ve toprak sahiplerini karşısına almıştı. İktidarının son günlerinde, toprak sahiplerinin devlete hizmet etme zorunluluğunu kaldıran bir ferman yayınlayarak bu durumu düzeltmeye çalışsa da artık geç kalmıştı. Bu fermandan kısa bir süre sonra Çar III. Petro, kendisini boşayacağından korkan karısı II. Katerina tarafından bazı imparatorluk muhafızlarının desteğiyle tahttan indirildi, daha sonra da Katerina’nın yandaşları tarafından 17 Temmuz 1762 tarihinde Petersburg’ta öldürüldü.

Fakat bu kısa iktidar döneminde III. Petro kendini köylülere sevdirmeyi başarmıştı. Çünkü Çar’ın reformları içinde yoksul köylüler için belki en önemlisi, köylülerin toprak sahipleri tarafından öldürülmesinin artık Rusya’da yasal olarak suç kabul edilmesiydi. Köylüler kendilerinin; Tanrının temsilcisi, kendi “Küçük Babaları” ve adaletin kaynağı Çar’a hizmet edebilsin diye toprak sahiplerine tabi kılındığına inanıyorlardı. Bu yüzden, III. Petro’nun fermanının ve ölümünün haberi yayılır yayılmaz, toprak sahiplerini özgürleştiren fermanın yanı sıra, ülke ölçeğinde bir “kara bölüşüm” buyuran ikinci bir fermanın var olduğuna ilişkin bir söylenti yayıldı. Bu söylentiye göre, soylular bu ikinci fermanın geçerlik kazanmasını önlemek üzere Çar’ı devirmişler, onun yerine aslen bir Alman prensesi olan Katerina’yı geçirmişlerdi. Ancak Çar ölmemişti, kaçmayı başarmıştı, kurtulmak için sadık uyruklarının yardımına gereksinim duyuyordu. Daha 1762’de Çar’ı kurtarmak ve efsanevi “kara bölüşüm” fermanına işlerlik kazandırmak için köylüler ayaklandı. 1769’da bastırılana kadar ayaklanmaya 150 bin kişi katıldı.

Hoşnutsuz olan yegâne kesim köylüler değildi. Merkezi devlet iktidarını pekiştirdikçe, geleneksel olarak yarı-özerk bir statü korumuş olan halkların ayrıcalıklarını kaldırıyor, göçebe Don Kazaklarını yerleşik bir hayata zorluyordu. 1772’de Ural Kazakları ayaklandı ancak kısa sürede sindirildiler.

Yemelyan Pugaçev Adında Sahte Bir Çar

Köylülerin ayaklandığı dönemde 1768 Osmanlı-Rus savaşında yaralanmış olan Yemelyan Pugaçev (Yemelyan Ivanovich Pugachev) adında bir Don Kazakı, ordudan izin verilmiş olarak köyüne dönüyordu. Yaraları iyileşince orduya dönmek yerine eski müminlerden oluşan dini bir gruba katılıp onlarla birlikte gezgin bir hayat yaşamaya başladı. St. Petersburg’a doğru giderken asker kaçağı olduğu anlaşılıp Sibirya’da sürgüne gönderildi. Mahkum olduysa da 1772 Şubat’ında kaçmayı başardı ve soluğu İyatksi kentinde aldı.

Yemelyan Pugaçev aslında sıradan, hiçbir özelliği olmayan, silik, göze batmayan bir karakterdi. Ama müthiş bir yeteneği vardı: Baron Munchausen’i bile kıskandıracak derecede yalan söyleyebiliyordu. Üstelik bu yalanları öylesine güzel süslüyor, öylesine ayrıntılı anlatıyordu ki, onu dinleyen herkes bu yalanlarına inanıyordu. Değil İstanbul’da oturmak, Osmanlı payitahtını uzaktan bile görmemişti ama çevresindeki herkesi İstanbul’da 12 yıl oturduğuna bile inandırmıştı. Ve yine bir gün İyatksi kentinde edindiği yeni dostlarından birinin kulağına en büyük yalanını söyledi: “Söylediklerimi iyi dinle! Diğerlerine söyleyip söylememen umurunda değil ama bilmen gerekir ki ben Çar III. Petro’yum…”

Çar III. Petro’nun İyatksi kentinde olduğu kısa süre sonra herkesin dilindeydi artık. Her gün yüzlerce insan Pugaçev’in kaldığı hana onu görmeye geliyor ve bağlılıklarını bildiriyordu. Elbette onun Çar olmadığını bilenler de vardı ama bu durumu kendi çıkarları için kullanmak istediklerinden herkesten daha fazla onun Çar III. Petro olduğuna yemin ediyorlardı.

Sonunda sahte Çar, 17 Eylül 1773’te herkesi kendi tarafında savaşmaya çağıran bir bildirge yayınladı. Bildirgede özetle şöyle diyordu:

Bütün Rusya’nın mutlak imparatoru ben Petro Fyodoroviç’ten siz halkıma…
İmzaladığım bu bildiri Kazaklara bir çağrıdır. Atalarınız Rusya çarlarına nasıl hizmet ettiyse, siz de bana hizmet edeceksiniz. Kazaklar, Kalmuklar ve Tatarlar benim peşimden gelirseniz eğer, bu ülkede eski günlerdeki rahatınıza ve huzurunuza kavuşacaksınız. Söz veriyorum…
1773’te bu bildirgeyle herkese özgürlük ve huzur vaat ederek isyanı başlattığında Pugaçev çok zengin bir isyan geleneği ve birikimini devraldı. Yüz yıl önce Stenka Razin ayaklanmasında yer almış bütün unsurlar; serfler, Don Kazakları, eski müminler çok daha geniş bir ölçekte kendisinin öldüğü zannedilen Çar III. Petro olduğunu iddia eden Pugaçev’in saflarında toplanmaya başladı.

Orenbug kalesi üzerine yürüdüğünde 2 bin 500 kişilik küçük bir ordusu olan Pugaçev, Aralık ayı geldiğinde 30 bin kişiyi bulan ordusuyla bütün Güneydoğu Rusya’yı kontrolü altına aldı. Bölgedeki toprak sahipleri mallarını mülklerini bırakıp Moskova’ya doğru kaçmaya başladılar.

Ancak Pugaçev isyanının sonu, daha önceki köylü ayaklanmalarından farklı olmadı. Bölgeyi kontrol altına almasına karşın Orenburg kuşatması çok uzamıştı. 1774’de Osmanlı-Rus Savaşı’nın Küçük Kaynarca Antlaşması ile sona ermesi üzerine, II. Katerina Rus tarihinin en ünlü generallerinden biri olan Alexander Suvorov’un önderliğinde güçlü bir orduyu Pugaçev’in üzerine yolladı.

1774’de yapılan savaşta yenilen Pugaçev, Stenka Razin gibi kuvvet toplamak üzere Ossa kentine çekildi. Ne var ki çevresindekiler ona olan inançlarını artık yitirmişler ve Ruslarla barış yapmanın tek yolunun Pugaçev’i teslim etmek olduğunu anlamışlardı. L. Tvorogov, F. Çumakov, İ. Fegulyev gibi Kazak komutanlar Çar’la anlaşarak yüklü bir para karşılığında 15 Eylül 1774’te Pugaçev’i İyatski’ye götürüp Rus ordusuna teslim ettiler. Bir kafese kapatılmış ve yanında 200 Kazak zincire vurulmuş halde Simbirks’e doğru yola çıkarken Pugaçev’in öncülüğündeki köylü ayaklanması da sona ermişti. 4 Kasım 1774’de Moskova’ya getirilen Pugaçev günlerce süren sorgulamadan sonra 21 Ocak 1775’te Moskova’nın Bolotnoy Meydanı’nda kendisine hep sadık kalan silah arkadaşlarıyla birlikte asıldı.

Pugaçev ayaklanmasının en doğrudan sonuçlarından biri Kazaklar arasında yoğun bir askere alma kampanyasının başlatılması oldu. Böylelikle gelecekte Kazakların köylü ayaklanmalarının askeri gücü olma potansiyeli sona erdirildi. Diğer yandan Pugaçev aristokrasiyi II. Katerina’nın yeni reformlarına ikna etmesinde etkili oldu. 1775’te II. Katerina’nın ilk uygulamalarından biri Rusya’yı elli eyalete ve her eyaleti de belli sayıda kazaya bölerek, bürokrasiye daha akılcı bir görünüm kazandırmaya çalışmak oldu.

Bu isyan ve sonrasında yaşanan huzursuzluklar Çariçe II. Katerina’ya Rusya’da oldukça kalabalık bir nüfusu olan Müslümanların durumlarından hiç de memnun olmadığını göstermişti. Ruslar, Müslümanların oldukça yoğun olduğu Kazak bozkırları ve Türkistan boyunca ilerlemek ve özellikle burada kalıcı olmak istiyorlarsa kendilerinin İslamiyete düşman olmadıklarını kanıtlamaları ve Müslüman halkı saflarına çekmeleri gerekiyordu. Böylece 22 Eylül 1788 tarihli bir fermanla, merkezi Ufa olan Orenburg Mahkeme-i Şeriyesi adıyla bir müftülük kurulması kararlaştırıldı. Dini hizmetlerin tek bir merkezden yönetilmesiyle Çarlık, Müslümanlar üzerinde bir kontrol mekanizması kurmuş olacaktı.

Pugaçev’in isyanından en çok zarar gören uluslardan biri de Başkurtlar oldu. Çünkü Pugaçev Orenburg kalesinini kuşattığında Ufa Valisi isyanın bastırılması için Rus ordusunun ilk Başkurt subayı olan Salautat’ı (Salavat) görevlendirmiş ama Salauat isyanı bastırmak yerine Pugaçev’in safına geçmişti. Üstelik tüm Başkurt beylerine mektup yazarak isyana destek olmalarını istemiş, bu çağrıya ilk katılan ise babası Yulat olmuştu. İsyan bastırıldıktan sonra Ruslar tüm güçleriyle Başkurtların üzerine yürüdüler. Ve Başkurt topraklarına yerleştirilen binlerce Rus ile bölge Ruslaştırılmaya başlandı.
 
Son düzenleme:
Üst